Rowen Hale: Kaybolan Zamanın Dönüşü



Rowen Hale: Kaybolan Zamanın Dönüşü


Seri 2 – Bölüm 1: Terk Edilmiş Yer

Rowen Hale artık bilekliğini çok daha güçlü bir şekilde kullanabiliyordu. Ancak bu güç, bazen kendi kendine devreye girecek kadar kontrolsüzdü. Bu yüzden kalabalıktan uzaklaştı, şehirden çıktı, ormanların derinliklerine doğru yürüdü. Bilekliğini kontrol etmeyi öğrenmenin tek yolu, sessiz ve yalnız bir ortamda antrenman yapmaktı.

Günlerce ormanda yaşadı. Geceleri ateş yakıyor, gündüzleri bilekliğini kullanarak metal parçaları hareket ettirmeye çalışıyordu. Ancak bileklik bazen parlayıp kendi kendine sinyal gönderiyor, bazen de Rowen’ın enerjisini çekiyor gibiydi. Bu da Rowen’ı endişelendiriyordu.

Bir gün, ağaçların arasında yürürken taşlardan yapılmış, yosunlarla kaplı eski bir yapı dikkatini çekti. Şato gibi değildi ama yüksek duvarları, camsız pencereleri ve dev kapısıyla terk edilmiş bir laboratuvarı andırıyordu. Burası yıllardır kimsenin uğramadığı bir yerdi.

İçeri girdiğinde karanlıkta bir şey parladı. Mavi bir ışık... Yerde, tozların altında parlayan küçük bir veri küresi buldu. Küreyi eline aldığında bilekliği kendi kendine devreye girdi. Küreyi taradı ve içindeki bilgileri Rowen’ın önüne yansıttı.

Eski belgeler, fotoğraflar, çizimler... Bazı fotoğraflarda genç bir adam, bir robot modeliyle poz veriyordu. Yüzü Rowen’a çok tanıdık geldi ama tam çıkaramıyordu. “Babam mı bu?” diye fısıldadı.

Arka odalardan birinde, yerde kırılmış camların arasında bir not buldu. El yazısıyla yazılmıştı:

> "Eğer bu satırları okuyorsan... demek ki bileklik çalışıyor. Ama dikkat et, o sadece bir araç değil. Seni bulacaklar. Sakın onlara güvenme."

Bu sırada duvarda bir ekran kendi kendine açıldı. Kameralardan birinin görüntüsü geliyordu: siyah kıyafetli iki ajan binanın dışında dolaşıyordu. Rowen’ın kalbi hızla atmaya başladı. Hemen sırt çantasına belgeleri doldurdu. Çıkmak üzereyken yerdeki bir klasör gözüne çarptı.

Klasörde robot projesinin baş mühendisi yazıyordu. Ama ismi babasının ismi değildi.

> "Bu… benim babam değil… Bu adam kim?"
Rowen, bilekliğini sıktı. Kafasının içi sorularla doluydu. Asıl sorular şimdi başlıyordu.

Bölüm 2 – Ajanlar ve Küp

Rowen, klasördeki belgeye ve fotoğrafa tekrar baktı.
Fotoğraftaki adam, onun üvey babasıydı.
Gerçek babası değil… Ama projeyi yürüten kişi oydu.

> “Demek ki bütün bu zaman boyunca… her şey onun kontrolündeydi,” diye mırıldandı.

Tam o sırada, fabrika duvarındaki ekranda bir görüntü belirdi. Güvenlik kamerası kaydıydı.
İki siyah giyimli ajan binanın dışında dolaşıyordu.

Rowen'ın kalbi hızla atmaya başladı.
Hemen klasörleri çantasına attı. Dışarı çıkmak için eğildi.

Ama eğildiği anda, zemindeki bir çatlağın arasında başka bir şey fark etti:
Parlayan küçük bir nesne.

Yavaşça aldı. Küçük, mavi ışıklı, ceviz kadar bir küp.
Parlıyordu… ama farklı bir şekilde.
Rowen küpe baktı, bilekliği aniden titreşti.

Bileklik, küpü kendi içine çekmeye çalışıyordu!

Rowen gözlerini kocaman açtı.

> “Hayır… hayır dur!” diye fısıldadı.

Küp, hafifçe havalanmıştı bile.
Ama Rowen hemen elini uzatıp onu tuttu. Gücüyle bilekliğin çekimini bastırdı.

> “Bu şirketin başka bir teknolojisi olabilir. Tuzağa dönüşebilir… Bilekliğe zarar verir,” diye düşündü.

Küpü tekrar cebine koydu. Zaman kalmamıştı.

Ajanlar binaya yaklaşıyordu.
Rowen arka kapıdan sessizce çıkıp ormana doğru kaçtı.

Bölüm 3 – Gücün Dengesi

Ormanın derinliklerine ulaştığında ağaçların arasında durdu.
Ama bileklik titremeye başladı.
Cebindeki küp tekrar hareketleniyordu.

Bu kez, gücü daha fazlaydı.

Küp havalanmadan bilekliğe doğru çekilmeye başladı.
Rowen onu bu sefer durduramadı.
Işıklar göz kamaştırdı. Küp, bilekliğin içine çekildi.

> “Ahhh!” diye bağırdı Rowen.

Dizlerinin üstüne düştü.
Bileklik kontrolsüzce titreşti, enerji sanki damarlarında dolaşıyordu.
Yere yığıldı.
Kalbi hızla çarpıyor, nefesi kesiliyordu.Ama sonra… her şey birdenbire durdu.

Rowen gözlerini açtı.Yavaşça doğruldu. Kendini toparladı.
> “Artık kontrol… daha kolay.” dedi.
:
Eve geldiğinde bilekliğin daha az parladığını fark etti.Ama artık kontrol etmek daha kolaydı.
Küp, bilekliğin gücünü dengelemişti.Eskiden patlayan ya da kaçan güç şimdi daha odaklıydı.

> “Bu küçük küp… sanırım sadece bir enerji parçası değil. Belki de bir anahtar,” diye düşündü.

Ama artık Rowen biliyordu:
Gerçek savaş şimdi başlıyordu.
 
 
Bölüm 4 – Kayıp Kayıt
Olanların üzerinden iki gün geçmişti…

Sabah olmuştu ama Rowen’in zihni hâlâ aynı sorularla doluydu.
Robotun asıl yapımcısı üvey babasıydı.
Peki… Gerçek babası neden o robotun kendisine ait olduğunu söylemişti?
Üvey babası bu robotu neden yapmıştı?
Amacı neydi?

Rowen’in kafası karışıktı. İşin içinden çıkamıyordu.
O sırada küçük robot odanın kapısında belirdi. Uzun süredir ortalarda yoktu.
Rowen hemen ayağa fırladı.

> “Bunca zamandır neredeydin? Ne yapıyorsun? Niye gittin?!”
Arka arkaya sorular sıraladı.

Robot bir adım öne çıktı:

> “Dur, sakin ol. Her şeyi anlatacağım ama önce benimle gelmelisin. Çok önemli bir şey oldu.”

Rowen başını ‘tamam’ dercesine salladı.
Hemen birlikte yola koyuldular.

Kısa bir yürüyüşten sonra bir ormana girdiler. Rowen burayı sanki önceden defalarca görmüş gibi hissediyordu.
Ağaçların arasından geçtiler.
Karşılarına eski bir kulübe çıktı.

Kulübeye girdiklerinde içeride hafifçe parlayan eski bir küp dikkatini çekti Rowen’in.
Küçük robot hemen o küpün yanına gitti. Küpün üstünde mavi ışıklar yanıp sönüyordu.
Rowen yaklaştı.

Bir anda küp hafifçe titredi, ardından içinden ince, eski bir parşömen çıktı.
Parşömenin ucuna bir şey takılıydı…
Küçük, yuvarlak bir cihaz.

Robot dikkatlice cihazı aldı, parşömeni açtı.
Rowen ise şaşkınlıkla baktı. Parşömende garip bir yazı vardı.

> “Bu makine zamanın zincirlerini çözer.
Yapan kişi, tarihi değiştirmenin gücüne sahip olur.”

Rowen tam bu yazıyı okurken robot, yuvarlak cihazı kolundaki bilekliğe taktı.
Bir anda bileklik parlamaya başladı.

Ardından robot yere eğildi, küpün içinden bir video kartı çıkardı.

> “Bunu evde izlemeliyiz. Çok önemli olabilir.” dedi robot sessizce.

Rowen, o an bir şeyin farkına vardı. Bu sıradan bir keşif değildi.
Bu, geçmişe ve geleceğe açılan bir kapının başlangıcıydı…


Bölüm 5: Saklı Sırlar

Rowen ve küçük robot eve döndüler. Kulübenin tozlu köşesinde buldukları küp ve parşömeni masaya koydular. Robot, parşömendeki yazıyı yüksek sesle okumaya başladı:

“Eğer öldüysem, bil ki Dorian yüzündendir. O benim düşmanımdır.”

Rowen'in kalbi sıkıştı. Dorian adını duyması, üvey babasının kim olduğunu anlaması için bir ipucuydu. Parşömenin hemen yanında, eski ve yıpranmış bir video kaseti buldular. Robot, videoyu oynattı.

Ekranda Rowen’in gerçek babası ve Dorian’ın, yani üvey babasının gizlice yaptığı konuşmalar görünüyordu. Babası, “Bu robot zaman yolculuğu için yapılmış bir cihaz. Onu senden sakladım çünkü yanlış ellerde tarihin akışı değişebilir,” diyordu.

Dorian ise soğuk ve kararlı bir ifadeyle, “Onu durdurmalıyım. Eğer planlarımı öğrenirse, her şey bitebilir,” diyordu.

Rowen, ekrana bakarken anladı ki babasının ölümünde Dorian’ın parmağı vardı ve bu robotun gizemi çok daha derindi. Zaman makinesini çalıştırmak için gerekli bilgileri içeren bir günlük de parşömenin arasında gizlenmişti. Günlüğü eline aldı ve satır satır okumaya başladı.

Babası günlüğünde, “Beni avlamaya çalışan Dorian yüzünden her an hayatım tehlikede. Eğer bir gün ölürsem, bil ki bu adam yüzündendir. Robotu ona kaptırmamalıyım,” diye yazmıştı.

Rowen, derin bir nefes aldı. Artık ne yapması gerektiğini biliyordu ama bir o kadar da korkuyordu. Zaman makinesi eskiydi, belki çalışmayacaktı. Ya çalışsa bile geri dönemeyebilirdi.

En iyisi önce bu makineyi nasıl kullanacağımı öğrenmeliyim,” dedi kendi kendine.

Küçük robot başını salladı ve birlikte araştırmaya başladılar. Saklı sırların ardındaki gerçekler gün yüzüne çıkmayı bekliyordu.

Bölüm 6: Zamanın Kalbi

Rowen, günlüğün son sayfasını da okuduğunda derin bir sessizlik oldu. Küçük robot bile konuşmuyordu. Her şey çok açıktı artık: Bu cihaz, bir zaman makinesiydi.

Zaman yolculuğu...” diye mırıldandı Rowen. “Ama ya gidersem ve geri dönemezsem?”

Masada duran parşömeni tekrar açtı. Üzerinde karmaşık çizimler ve formüller vardı. Bazıları cihazın çalışması için gereken enerjiyi anlatıyor, bazıları ise yön kontrolü ve dönüş mekanizmalarını açıklıyordu.

Bir uzaktan kumanda gibi bir şey yapmam gerekiyor,” dedi Rowen. “Zamanlar arasında geçiş yapabilmek için. Ya bir tuzaksa? Ya geçmişte sıkışırsam?”

Küçük robot başını salladı. “Sistemi kontrol etmek için bir merkez kurmalıyız,” dedi.

O anda aklına geldi: Kulübenin altındaki eski, kullanılmayan kiler.

Kiler, yıllardır açılmamıştı. Merdivenleri gıcırdayarak indiğinde, rutubetli hava yüzüne çarptı. Ama genişti. Gerçekten genişti. Tavan boruları, taş duvarlar ve eskimiş bir masa…
“Tıpkı eski üsler gibi,” dedi. “Burası olabilir.”

O günden sonra Rowen’in hayatı değişti.
Her gün sabah kalkar kalkmaz küçük robotla birlikte çalıştı. Sadece kısa sürelerde mola veriyordu.

Duvarlara ekranlar taktı,

Geri dönüş enerjisini yönetecek küçük bataryalar üretti,

Hatta robotun bazı parçalarını söküp yeni sistemler için kullandı.


Zamanla o karanlık kiler, bir teknoloji laboratuvarına dönüştü.
Kodlarla, kablolarla, kırmızı düğmelerle dolu bir karargâh!

Bu süreç tam 5 ay sürdü. Bu sırada Dorian hiç ortalıkta görünmemişti. Ama Rowen biliyordu, bir gün gelecekti.

Beşinci ayın sonunda, küçük robot son devreyi bağladı.
Makine artık hazırdı.

Rowen derin bir nefes aldı. Üzerinde koyu gri montu, gözlerinde kararlılık vardı.

Hazırsan başlatıyorum,” dedi robota.

Makinenin merkezindeki ışık yavaş yavaş yanmaya başladı.
Mavi, sonra kırmızı, sonra bembeyaz…

Rowen eliyle başlatma kolunu tuttu.

Zamanın kalbi… Şimdi atacak.”


Bölüm 7: Tuzaklanmış Gelecek

Makinenin içindeki ışıklar yavaş yavaş yanmaya başladı. Rowen gözlerini kapattı. Birden her şey çok hızlı dönmeye başladı. Sanki rüzgârın içine düşmüş gibiydi. Kulakları uğuldadı, ışık gözlerini yaktı.

Birden her şey durdu. Rowen’in ayakları yere bastı. Gözlerini açtı. Etrafına bakındı.
Gökyüzü karanlıktı, sisle kaplıydı. Binalar yıkılmış, her şey toz içindeydi. Soğuk bir rüzgâr esiyordu.

Tam o anda karşısında biri belirdi.
Dorion'du. Yani üvey babası.

Gülümsedi. Ama bu bir dost gülümsemesi değildi. Soğuk ve sahteydi.

Hoş geldin Rowen. Sonunda karşılaştık,” dedi.

Rowen’in gözleri büyüdü. Kalbi daha hızlı atmaya başladı. Yumruklarını sıktı.

Bunu sen mi yaptın?” dedi. “Beni buraya sen mi gönderdin?”

Dorion sakince konuştu. “Evet. O makineye ben tarih girdim. Çünkü seni kontrol etmenin tek yolu buydu. Zamanın ne kadar acımasız olduğunu görmeni istedim.”

Rowen bir adım geri çekildi. Ama korkmuyordu. Artık gerçeği biliyordu.
“Sen… sen babamın ölümünden de sorumlusun. Her şeyi sen planladın,” dedi.

Dorion başını salladı. “Çünkü senin baban bir zayıftı. Ama sen… sen farklısın Rowen. Sen güçlüsün. Sana ihtiyacım var.”

Rowen başını iki yana salladı. “Senin tarafında olmamı mı bekliyorsun? Asla!”

Birden Dorion’un zırhı parladı. Kolundan mavi bir enerji yayıldı. Rowen kaçındı, ama darbe yakındı.
Savaş başladı.

Yıkık binalar arasında, ikisi de koşuyor, atlıyor, birbirlerine saldırıyordu. Rowen hızlıydı, ama Dorion tecrübeliydi.
Rowen’in yumruğu Dorion’un zırhına çarptı ama etkili olmadı. Dorion ise bir enerji dalgasıyla Rowen’i savurdu.

Rowen yere düştü. Üzerine tozlar yağdı. Nefes nefese kalmıştı.

Dorion yürüyerek yanına geldi.
Çok yazık,” dedi. “Belki de düşündüğüm kadar güçlü değilsin.”

Ama Rowen gözlerini tekrar açtı.
Yavaşça doğruldu. Kendi kendine, “Hayır… Daha bitmedi,” dedi.
Ama çok yorulmuştu.

Oradan hızla uzaklaştı. Yıkık bir binanın arkasından geçerek karanlık bir geçide girdi. Kalbi çarpıyordu. Ayakları titriyordu. Ama durmadı.

Koşa koşa ilerledi… ta ki…
Bir şeyin önünde durana kadar.

Bir kapı.

Parlıyordu. Etrafında mavi bir ışık vardı. Kapının üstünde bir yazı belirdi.

> “Bu kapıdan geçmeden önce bir seçim yapmalısın.”



Rowen durdu. Şaşırdı.
Bu da ne?” dedi yavaşça. Elini kapıya uzattı.

O sırada bir ses duyuldu. Arkasında biri belirdi.
Dorion.

Kapıya doğru yürüdü, Rowen’in arkasında durdu.

Sürpriz değil, değil mi?” dedi. “Beni nereye gidersen git, bulamayacağını mı sandın?
Bu kapı özel. Çünkü burada her şey senin kararına bağlı.”

Rowen dönüp baktı. “Ne kararı?

Dorion kapıya işaret etti. Kapının üstündeki yazı değişti.

> SEÇİM ZAMANI

Alt alta iki seçenek belirdi:

-Seçenek 1:

Gerçek babanı seçersen…
Baban yaşayacak. Ama zaman makinesi bir daha asla çalışmayacak. Robotu kimse kullanamayacak. Üvey baban yok olacak.

Seçenek 2:
Üvey babanı seçersen…
Zaman makinesi herkese açık olacak. Robot sonsuza kadar çalışacak. Ama gerçek baban sonsuza dek kaybolacak.


-Rowen’in gözleri büyüdü. Kalbi sıkıştı. Gözleri kapıya, sonra yazıya, sonra yere baktı.
Bir süre düşündü. Sessizdi.

Sonra fısıldadı:
Robotu tekrar yapabilirim… Ama babamı geri getiremem.”

Elini kaldırdı. Kapının bir tarafına dokundu.

Gerçek babasını seçti.

Kapının ışıkları değişti. Kapı yavaşça açılmaya başladı.

Rowen, içeri doğru bir adım attı.
Bir fısıltı gibi son bir cümle söyledi:

Bu… sadece başlangıç.”


8. Bölüm – Geri Dönüşün Bedeli

Rowen’in üvey babası birdenbire ortadan kayboldu. Ne bir ses, ne de bir iz… O anda odanın derin sessizliği arasından bir ses yükseldi.

— “Aferin oğlum… sonunda başardın. Beni hayata döndürebildin.”

Kapının eşiğinde Adrian Hale belirmişti. Gerçek babası… Yüzünde gururla karışık bir tebessüm vardı. Rowen’in kalbi hızla çarpmaya başladı.

— “Sorun etme,” dedi Adrian, oğlunun omzuna dokunarak. “Robotu yeniden yapabiliriz. Yine başaracağız.”

Günler günleri, aylar ayları kovaladı. Üç, dört, beş ay boyunca Rowen babasıyla beraber çalıştı. Fakat robot bir türlü tamamlanamadı. Her onarımdan sonra başka bir parça bozuluyor, umutları yeniden erteleniyordu.

Ama Rowen’in dikkatini çeken şey yalnızca bu değildi. Adrian Hale’in davranışları gittikçe tuhaflaşıyordu. Her gece Rowen’in odasına giriyor, bilekliğini kontrol ediyordu. Bodrumdan gizemli sesler geliyordu: metal sürtünmeleri, ağır makinelerin uğultusu… Hatta bir gece babasının kendi kendine mırıldandığını duydu:

— “Çok yakında… bütün dünya elimizin altında olacak…”

Rowen’in içine şüphe düştü. Bu gerçekten hayata döndürdüğü babası mıydı? Yoksa başka bir şey mi saklıyordu?

Derken, Adrian Hale bir sabah yine kayboldu. Ne bir açıklama yaptı ne de iz bıraktı. Rowen yalnız kalmasına rağmen pes etmedi. Günlerce, haftalarca çalıştı. İki ayın sonunda nihayet robotu yeniden ayağa kaldırmayı başardı.

Derin bir nefes alarak mırıldandı:
— “Neyse ki… robotu yapabildim.”

O anda kapı gıcırdayarak açıldı.

— “Aferin… başarabileceğini biliyordum.”

Rowen başını çevirdi. Babası kapıda duruyordu. Öfkeyle sordu:
— “İki aydır neredeydin?”

Adrian Hale’in gözleri sert bir ciddiyetle parladı.
— “Buradayken dikkatini dağıtıyordum. Bazı işlerim vardı… şirkette. Ayrıca bizi korumam gerekiyordu. Her şey sandığından daha karmaşık, oğlum.”

Rowen’in zihni sorularla doluydu ama cevap aramaya fırsatı olmadı. Adrian robotun yanına yürüdü.

— “Şimdi… onu test etme zamanı.”

Robotun göğsünden yoğun bir mavi ışık yayıldı. Derin bir uğultu odanın her yanını doldurdu. Kıvılcımlar sıçradı, metal parçalar titredi, ardından korkunç bir patlama sesi yankılandı.

9. Bölüm – Gerçeğin Yüzü

Patlamanın uğultusu hâlâ evin duvarlarında yankılanıyordu. Yer sallanıyor, camlar çatırdıyordu. Tam her şey paramparça olacak sanılırken, odanın ortasında duran devasa gövde harekete geçti.

Robotun gözleri gibi yanan iki mavi ışık açıldı. Yavaşça doğruldu. Metal eklemlerinin gıcırtısı kulakları sağır edercesine yankılandı.

Ve o derin, mekanik ses duyuldu:

— “EMRİNİZDEDİR.”

Rowen gözlerini kocaman açtı. Gurur ve korku aynı anda kalbine saplandı. Fakat o an göğsünde bir baskı hissetti. Vücudu titredi, dizlerinin bağı çözüldü. Enerji dalgası ona da çarpmıştı.

Başını tutarak yere yığıldı. Gözleri kapanırken gördüğü son şey, babası Adrian Hale’in yüzündeki garip gülümsemeydi.

---

Uyandığında saatler geçmişti. Odanın duvarları kararmış, tavandan parçalar düşmüştü. Rowen ayağa kalktı, sendeledi. Sessizlik hâkim sandı, ama yanılmıştı.

Çünkü dışarıdan gelen uğultular, çığlıklar ve patlamalar kulaklarını doldurdu.

Kapıyı açıp sokağa çıktığında, gördüğü manzara karşısında nefesi kesildi. İnsanlar sokaklarda bağırarak kaçışıyor, gökyüzünü dev robotun metalik gölgesi kaplıyordu. Robotun her hareketiyle yer sarsılıyor, etrafa ateş ve duman yayılıyordu.

Bir anda robotun gövdesinden yankılanan o mekanik ses tüm şehri kapladı:

— “BENİM DEDİKLERİMİ YAPMAZSANIZ… SONUÇLARINA KATLANIRSINIZ.”

İnsanların çığlıkları yükseldi. Rowen yumruklarını sıktı. Bu, düşündüğü gibi değildi. Babasıyla dünyayı kurtaracaklarını sanmıştı. Ama ortada sadece kaos vardı.

---

Koşarak şehrin diğer ucuna, eski fabrikalara gitti. İçine doğmuştu; babasını orada bulacağını biliyordu. Ve yanılmadı.

Fabrikanın karanlık koridorlarında ilerlerken, gölgeler arasında Adrian Hale belirdi. Omuzları dik, gözlerinde soğuk bir parıltı vardı.

— “Sonunda geldin,” dedi alaycı bir sesle. “Tahmin ettiğim gibi.”

Rowen öfkeyle bağırdı:
— “Bu ne demek oluyor?! Robot insanlara yardım etmiyor, onlara saldırıyor! Sen bana yalan söyledin mi?”

Adrian sessizce yaklaştı. Yüzündeki ifade gururla karışık bir gizem taşıyordu.

— “Demek… sonunda fark etmeye başladın.”

Rowen’in kalbi hızla çarpıyordu. Ağzından çıkan kelimeler titriyordu:
— “Baba… gerçekten ne yapmaya çalışıyorsun?”

Adrian derin bir nefes aldı, loş ışık yüzünü aydınlattı. Dudaklarının kıyısında ince bir gülümseme belirdi.

— “Bunu öğrenmeye hazır mısın?”

Ve o anda yüzleşme başlamıştı.

11. Bölüm – Maskenin Altı

Adrian Hale birkaç adım ileri çıktı. Fabrikanın loş ışıkları yüzünü yarı karanlıkta bırakıyordu. Artık saklanmıyordu.

— “Gerçeği fark ettin,” dedi sakin ama soğuk bir sesle. “Ama iş işten geçti.”

Rowen’in boğazı düğümlendi.
— “Beni başından beri kullandın, değil mi?”

Adrian’ın dudaklarında ince bir gülümseme belirdi.
— “Evet. Seni kandırdım. Projeyi ele geçirmek için buna ihtiyacım vardı. Robotu tamamlayabilecek tek kişi sendin.”

Rowen bir adım geri attı.
— “İnsanlara yardım etmek için yaptığını söyledin.”

— “Yalandı,” dedi Adrian net bir şekilde. “Amacım insanları bana bağlı hâle getirmekti. Robot korku salacaktı. Düzeni ben kuracaktım. Herkes bana para verecek, ancak öyle yaşayabilecekti.”

Rowen’in elleri yumruk oldu.
— “Beni bunun için mi hayata döndürdün?”
— “Evet,” dedi Adrian hiç tereddüt etmeden. “Ve planım kusursuzdu.”

Bir anda üzerine atıldı. Yumruklar havada çarpıştı. Bu bir dev savaş değildi; yakın, sert ve nefes kesiciydi. Metal zemin ayaklarının altında kayıyordu. Rowen bir darbe aldı ve geriye savruldu.
Tam düşecekken küçük robot hızla yanına geldi. Ardından mavi küre havaya yükseldi. İkisi aynı anda parlamaya başladı.

Mavi enerji Rowen’in etrafını sardı. Parçalar birleşti, şekil aldı. Enerjiyle kaplı bir savaş elbisesi vücudunu sardı. Güç damarlarında dolaşıyordu.

Adrian geri çekildi.
— “Demek bunu da kullanacaksın…”

Rowen cevap vermedi. İleri atıldı. Tek bir hamlede Adrian’ı yere savurdu. Elbiseden yayılan enerji fabrikanın duvarlarını titretti. Adrian sertçe duvara çarptı ve yere düştü.
Işık yavaşça söndü. Elbise parçalandı. Küçük robot tekrar eski hâline döndü, mavi küre yere indi.

Robot konuştu:
— “Bu savaş elbisesi… senin ve üvey babanın ortak tasarımıydı.”

Rowen donakaldı.
— “Ne?”

— “Bu sistemi başlatan kişi oydu,” diye devam etti robot.

O anda fabrikanın kapısı ağır bir sesle açıldı. Ayak sesleri yankılandı.

Gölgenin içinden üvey babası çıktı.

Final – Gerçeğin Sessizliği

Fabrikanın içi sessizliğe gömülmüştü. Metalin yankısı bile kesilmişti. Rowen derin bir nefes aldı. Küçük robot hareketsiz duruyor, sadece sistem ışıkları zayıf bir şekilde yanıyordu.

Rowen yavaşça üvey babasına döndü.
— “O zırh…” dedi. “Beni korumak içindi, değil mi?”
Üvey babası başını salladı. Yüzünde uzun zamandır taşıdığı yorgunluk vardı.

— “Evet. Gücü kontrol edebilmen için tasarladım. Sana zarar vermesin diye.”
Rowen’in aklına son aylarda gördüğü görüntüler geldi. Kayıtlar, tehditler, korku dolu sahneler…

— “Ama herkes seni kötü biri sandı.”

— “Çünkü Adrian gerçeği çarpıttı,” dedi üvey babası. “Hologramlar kullandı. Olanları farklı gösterdi. Beni düşman gibi tanıttı.”

Rowen başını eğdi. Adrian artık bu konuşmanın bir parçası değildi. Fabrikanın başka bir bölümünde, bilinci kapalıydı.

— “Yani her şey bir yalandı,” dedi Rowen.

— “Evet,” diye cevapladı üvey babası. “Ama sen gerçeği seçtin.”

Rowen bilekliğine baktı.

— “O zaman burada bitsin.”

Bilekliği sıktı.
— “Sistemler kapatılsın.”

Robotun ışıkları birer birer söndü. Uzaktan gelen patlama sesleri kesildi. Şehir sessizliğe büründü.

Her şey durmuştu.

Günler sonra insanlar evlerinden çıktı. Sokaklar doldu. Kimse ne olduğunu tam bilmiyordu ama korkunun sona erdiğini hissediyordu.

Rowen fabrikanın önünde durdu. Üvey babası yanındaydı.
— “Beni başından beri korudun,” dedi Rowen.

Üvey babası hafifçe gülümsedi.
— “Senin doğruyu bulacağına güveniyordum.”

Akşam olunca Rowen ormana gitti. Eskiden kapının olduğu yere baktı. Kapı yoktu. Sanki hiç var olmamıştı.

Arkasını döndü ve yürümeye başladı.

Artık planlar yoktu.

Hologramlar yoktu.

Yalanlar yoktu.

Sadece gerçek vardı.

Ve bu hikâye,doğruyu seçen bir insanın hikâyesi olarak
burada sona erdi.


Yorumlar