Gece yarısı gelen sessiz ıslık: Yalnız başına esen rüzgar
Merhaba, ben Maria. Ben 11 yaşında orta halli bir ailenin kızıyım. Belki inanmayacaksınız ama birazdan anlatacaklarımı duyunca çok şaşıracaksınız. O zaman hemen anlatmaya başlayayım. Bir gece annem her zaman olduğu gibi bana çilekli süt yapıyordu, annemin bana çilekli süt yapmasını beklerken ben de pembe pijama takımımı giyiyordum. Dışarıda çok rüzgar esiyordu, sanki rüzgar bir insan gibi ıslık çalıyordu. Başlarda pek aldırmayıp saçımı taramak için tarağımı alıp geldim. Ben saçımı tararken rüzgar daha fazla şiddetlendi, sanki bana bir şey anlatmak istiyordu ama o tamamen sessizdi. Düşünceleri sadece kendi içinde ve hüzünlüce çaldığı ıslığa hapsolmuştu. Bir anlığına bunu düşündüm. Sonra bunun saçma bir şey olduğuna karar verdim. Annemin bana yaptığı çilekli sütü içtikten sonra yatağıma gittim. Şu rüzgar olayı aklımdan çıkmıyordu. Nihayet uyuyabildim. Gecenin bir yarısı durduk yere kalktım. Saatin kaç olduğunu, zamanın durup durmadığını ya da zamanın içinde kaybolup olmadığımı bilmiyordum. Ben bunları düşünürken gözüm tek bir şeye ilişti, pencere. Penceremi yatmadan önce hep kapatırım ve geceleri de kesintisiz uyurum. Garipti. Üstelik annem veya babam pencereyi açamazdı çünkü odamın kapısını da daima kilitli tutarım. İstemsizce pencereye yanaştım, dibine kadar gittim. Rüzgarın ıslığı çalıyordu, ama adeta beyninde zonkluyordu. Aniden şimşek çaktı ve ben de tekrar istemsiz bir hareket ile pencereye çıkıp kendimi bıraktım. O an korkudan gözlerimi kapadım. Neredeyse 1 dakika geçti fakat hâlâ yere düşmemiştim. Aniden gelen bir cesaret ile gözlerimi açtım. Uçuyordum! Ama kontrol bende değil görünmez bir şeydeydi. Onun rüzgar olduğuna emindim. 5 dakika sonra bir korsan gemisine indik, görünmezdim ve görünmüyordum. İlginç. Korsanlar şöyle diyordu:
Liderleri(sanırım): Balıkları ve diğer hayvanları doğasından ayırıp bir yere hapsetmek hayvanseverlik değil hayvan düşmanlığıdır!
Dedi, o esnada balık yiyordu. Gülünç.
5 dakika içinde oradan ayrılıp bir dağa gittik. Dağın ortasında kocaman bir meşe ağacı vardı. Oraya indik ve birden rüzgar görünür oldu. Bebeğe benzeyen beyaz ve gri renk karışımlı 9-10 yaşlarında bir kız çocuğu karşımda belirdi. Korkmuştum. Biraz geri çekildim ama kız elimi tutup beni meşe ağacının altına oturttu. Nedense rahatlamış hissettim.
Kız bana şöyle dedi:
-Az önce gittiğimiz gemide balıkları savunuyorlardı fakat balık yiyorlardı. İnsanlar her zaman böyledir, savundukları şeyi sadece lafta yaparlar.
Dedi ve aniden ortadan kayboluverdi. O gece sabaha kadar düşündüm. Tüm bunlar gerçek miydi yoksa bilinç dışındaki bastırılmış düşünceler miydi? Düşüncelerinin içine hapsolması kadar berbat bir şey yok! Rüzgar hem yalnızdı hem de düşünce tutsağıydı. Bir an kafama dank etti. Burada hapsolmuş muydum? Yoksa rüya mıydı? Tüm bu düşüncelerden sonra 10 dakika boyunca önümde solmuş ve eğilmiş kırmızı güle anlamsızca baktım, rüzgar gülün yapraklarını uçuruyordu. Belli ki onun kaderi bitmişti. En ufak bir ışık bile yoktu. 10 dakikayı bomboş geçirdikten sonra rüzgarın gitmeden önceki son cümlesini hatırladım.
-Yakın zamanda geri döneceğim, seninle güneşin altında ağlayacağız, sonra da bardaktan boşalırcasına yağmur yağacak.
O an sadece oturup düşündüm. O ise sadece kaybolup arkasında kocaman bir iz bıraktı...
~SON~

Çok iyi ellerine sağlık
YanıtlaSil